Bir Çocuktan Katil Yaratan Karanlık: “Dinî Eğitim”

25.08.2016 | Harun YILMAZ
Bugün bu ülkede “sübyan okulları” adı altında, üç yaşındaki çocukların zihinlerini köreltip çocuk istismarının daniskasını yapan resmî kurumlar var. Belediyelerden çocukların, hattâ bebeklerin servis servis taşındığı bu yerlerde küçücük çocukların beyinlerinin İslamcı zırvalıklarla (“cihad”, “çocuk gelin”, “cinler”) yıkandığını görmemiz gerekiyor. Bunun haricinde sözde “Kuran kursu”, cemaat/tarikat okulları vb. sayısız oluşum dışında, yereldeki birçok cami ve evler de aynı amaca hizmet etmektedir. İlköğretim yaşına gelene kadar çocukların çoktan çocuk olmaktan çıkarıldığı bir ülkede yaşıyoruz ve bunun sebebi de “dinî eğitim” denen çocuk istismarı. Dolayısıyla mesele sadece dışımızdaki İslamcı tehdit değildir. Ülke içinde de “cihadcı” yetiştirilmektedir ve elbette çok küçük yaşlardan itibaren.

Devamını Oku

Zorunlu Bireysel Emeklilik Dayatmasını Kabul Etmeyelim!

15.08.2016 | Berna IRMAK
AKP hükümetinin ve sermayenin amacı açıktır. Bir kez daha işçi sınıfı üzerinden kendine kaynak yaratmaya çalışmaktadır; hükümet, açıklamalarında yasa gerekçesi olarak 10 yılda 100 milyar kaynak yaratmayı sıraladı bile! Bu yolla hem uzun vadede patronların üzerindeki emeklilik prim yükünü ortadan kaldırmayı hem de biz işçi ve emekçileri sigorta şirketleri eliyle daha fazla kontrol altında tutmayı planlamaktadır. Tam da bu nedenle bu yasayı kabul etmemek ve zorunlu emeklilik dayatmasına karşı örgütlenmek zorundayız. Onların hayalindeki dünya belli: Kiralık işçi büroları yoluyla güvencesizleştirilmiş, kıdem tazminatının fona devredilmesi yoluyla çalışmaya mahkûm edilmiş ve zorunlu emeklilik dayatması ile sigorta şirketlerinin portföy hesaplarının parçası haline getirilmiş bir işçi sınıfı. EMEKLİLİK HAKKINA SALDIRI İÇİN KAPI ARALANIYOR! Zorunlu Bireysel Emeklilik Dayatmasını Kabul Etmeyelim! Gelin bu dayatmalara izin vermeyelim, güvenceli bir iş ve gelecek için örgütlenelim!

Devamını Oku

“Nöbete Devam”: Faşist Seferberlik ve İslamcılık

04.08.2016 | Harun YILMAZ
Bu zamana kadar, İslamcı tabanın geniş kitleler halinde sokağa inemeyeceğini, devleti karşısına aldığında yahut devleti arkasında görmediğinde eyleme girişmeyeceğini savunduk. Bunun sebebi de gelenektir. Türkiye’de İslamcılığın diğer birçok ülkedekinin aksine bir yeraltı mücadele geleneği yoktur. Bizde İslamcılar her zaman iktidar tarafından korunup kollanmış, kendi küçük dükkânlarını büyütüp para biriktirmenin derdine düşmüş, ancak bundan sonra ve buna paralel olarak “dava”ya iltihak etmişlerdir. AKP medyası eliyle başlatılan ve sözde muhalif gazetecilerin desteğiyle büyütülen kampanya sonucunda, AKP kitlesi gerçekten de darbeyi çıplak elleriyle durdurduğuna inandı. Bir sonraki darbe girişiminde, evelallah, darbeyi durdurmak için sokağa fırlamaya hazır, hattâ teşne bir güruh oluştu. AKP bu darbeyle kitlesini seferber etmeyi başarmış, Saraçhane eylemlerindekinden farklı olarak kitle ya da en azından kitlenin önemli bir kesimi bu kez sokağı sevmiştir. İşte AKP diktatörlüğünün kitle seferberliğiyle birleşmesi faşizm alametidir!

Devamını Oku

Darbe Süreci Bir Eksen Kaymasının Başlangıcı mı?

26.07.2016 | Sinan KARASU
Tüm bunlar Türkiye’nin bir eksen kayması içinde olduğunu mu gösteriyor? Kritik soru şu: ABD ve genel olarak Batı emperyalizmi Tayyip’ten desteğini çekti mi çekmedi mi? Kokteyl darbeye ABD’nin verdiği aleni ya da zımni destekten hareketle Tayyip “bundan böyle Batı’dan bana ekmek çıkmayacak ve ben de yüzümü Rusya’ya, Şangay Beşlisi’ne çevirmeliyim” sonucu çıkardı mı çıkarmadı mı? Geride kalan on günün sonunda ilk izlenim Tayyip’in ABD-AB’den umudunu kestiği ve Avrasyacılığa meylettiği yönünde. Zaten ulusalcı ortaklarının düşleri hep bu çizgide olduğundan; Tayyip’in idam tartışmasını bugün bile sürdürüyor olması, NATO’dan çıkma ihtimalini dillendirmesi, Türkiye’nin uzun zamandır Körfez sermayesiyle iyi ilişkileri vb. gibi etkenler bir araya geldiğinde Türkiye’nin yüzünü artık “Doğu’ya” çevirecek olmasından bahsedilebilir. Her halükarda, şu an Rusya’yla ilişkiler birkaç ay önce düşünülemeyecek kadar iyi, daha doğrusu Tayyip’in tamamen biat etmesi sonucu sorunlardan temizlenmiş durumda.

Devamını Oku

15 Temmuz İslamcı Kokteyli: İki Darbe Tek Diktatörlük

19.07.2016 | Sinan KARASU
Tüm bunlar, darbenin ortak iş (“İslamcı kokteyli”) olduğunu gösteriyor. Erdoğan darbe gecesi ilk beyanında, “Bu hareket Allah’ın bize büyük lütfu. TSK içindeki hainleri temizleyeceğiz” diyerek kendini ele vermiş oldu. Ortada bir darbe var, bu darbenin iyi planlanmadığını söylemek yerine; Tayyip’in ağzından kaçırdığı gibi, mağdur rolüne yatıp baskıyı artırmak için Tayyip ve çevresi tarafından teşvik edildiğini ya da önünün açıldığını söylemek gerekir. Tayyip’in ciddi bir askerî darbeyle karşı karşıya kalmış bir mağdur rolüne yatabilmek adına, Gülenciler içindeki adamları aracılığıyla darbeyi yönlendirdiği anlaşılıyor. Gülenciler ve diğerleri darbe yapmaya giderken ikinci bir darbeyle karşılaşmıştır. Amaç belli ki muhalefeti de darbeye destek için sokağa çekip askerî üstünlüğe sahipken kıyım yapmak ya da akabinde “darbeye destek veren partiler” olarak gösterip kapatmaktı; fakat en azından bu kısımda aradığını bulamadı. Keza bir olasılık olarak IŞİD etkeninden de bahsedebiliriz.

Devamını Oku

Stalinizm ve Tarihsel Materyalizm

31.05.2016 | Harun YILMAZ
Stalinist anlayışa göre, toplumlar bir beşli şemayı takip etmişti: Sınıfsız toplum, köleci toplum, feodal toplum, kapitalizm ve sosyalizm. Doğa sıçrama nedir, geri düşüş nedir, sapma nedir bilmezdi. Hepsinden önemlisi, dünya tarihi birörnekti ve dahası her yerde aynı modeli izlediğine göre, kapitalizmden önce de dünya tarihi (evrensel tarih) diye bir şey vardı. Elbette burada teori kılıfına uydurulmuştu: SSCB’deki bürokrasinin egemenliğinin sosyalizm (“tek ülkede sosyalizm”) olduğunu yutturmaya çalışmak için bu şemadan medet umuluyordu. Tarihte hiç sapma olmadığına, dümdüz bir çizgi izlendiğine göre, kapitalizmden sonra gelen de mutlaka sosyalizmdi, demek ki Rusya’da 1930’larda var olan rejim de sosyalizmdi! Bu mantığın olgusal açıdan doğru olup olmadığı bir tarafa (ki değildi), en azından Marksizmi inkâr ettiği açıktır.

Devamını Oku

Balçınlar Maden Direnişi: Yaşamak İçin Ölmek Zorunda Değiliz!

31.05.2016 | Güven YALÇIN
Balçınlar maden direnişi hem sınıf mücadelesinin ülkede bulunduğu durumu, hem de işçi sınıfının en doğal hakları olan maaşlarını almak için ölesiye direnişe hazır olduğunu ve yılmadığını göstermesi bakımından büyük önem taşıyor. Hem Ermenek gibi aynı işkolunda hem de Avcılar, Avon, Kastaş gibi diğer işkollarındaki işçilerin direnişte olması, burjuvazinin saldırılarına karşı, henüz birleşik bir biçimde olmasa bile, işçi sınıfının sessiz kalmadığını ve kalmayacağını gösteriyor. Erdoğan diktatörlüğünün onayıyla patronların sistemli, birleşik saldırılarına; işçi sınıfının birleşik, örgütlü tepkisiyle cevap vermek için safları sıklaştırmalı ve sınıfımızın gücünü kendimize, dosta ve düşmana göstermeliyiz. Yaşamak için ölmek zorunda değiliz!

Devamını Oku

Apolitik Bilim Yapmanın Dayanılmaz Hafifliği

31.05.2016 | Militanlarımızdan

Başkent Paris dâhil, pek çok büyük kent için eylem çağrıları yapılıyor. Ülke genelinde geniş katılımlı protesto eylemleri düzenleniyor. Sonra eve gidiyoruz. Seminer geç başladığı için tahmin edilen süreden geç bitmiş. Ailemizle yaşıyoruz mesela, o yüzden geç döndüğümüz için merak ediliyoruz. Güvenli olmayan yollardan yürüye yürüye eve gidiyoruz. Belki de minibüse biniyoruz, ama o saatte minibüse bindiğimiz her akşam, aklımıza “O saatte minibüste ne işi varmış?“ denilerek tecavüz edilip katledilen Özgecan Aslan geliyor ve korkuyoruz. Bu düşüncelerle eve gidiyoruz. Babamız şiddet uyguluyor. İster sözlü ister alenen kaba kuvvetle. Yıkılıyorsunuz. Seminer güzel geçmiş olabilir evet, ama seminerden çıkıp odanıza girene kadar şahit olduklarınız başınızı yastığa koyduğunuz an öyle bir tepenize üşüşüyor ki soruyorsunuz: “Politika ile uğraşmamalıysam politika neden bu kadar benimle uğraşıyor?“ ve devam ediyorsunuz: “Aziz Sancar hangi düzende, hangi gezegende yaşıyor?”

Devamını Oku

Sosyalizm ve Ulus-Devlet

11.05.2016 | Sinan KARASU
Tek ülkede sosyalizm ideolojisi ile dünya devrimi ve dünya çapında sosyalizm anlayışı arasındaki ayrımı; aynı hedefe giden farklı yollar arasındaki basit bir yöntem ya da tarz farkı olarak görmemek gerekir. Stalinizm birbirinden ayrı, tek tek ülkelerde gerçekleşecek ulusal sosyalizmlerin toplamıyla komünizme varacak bir Marksizm yorumu ya da Marksizmin bir kolu değildir. Ulus-devletlerin aritmetik ya da ilerlemeli toplamıyla dünya sosyalizmine varılabileceği düşünülmemeli. Ulus-devletler arasındaki ihtilafın nedeni “sosyalist” değil, burjuva olmalarından kaynaklanan iyi niyet eksikliği değildir. “Tek ülkede sosyalizm” diğer ülkelerdeki sosyalizmlerin kapısını aralayan bir ilk adım değil; bir müddet sonra diğer ülkelerdeki “sosyalizm”lerin bastırılması için aktif müdahale demektir. 1936 İspanya belki de bunun en acı örneğidir. Üstelik her yönüyle ve her çeşit yaklaşıma (“SSCB kötü de olsa neticede bir mevziydi” ya da “öyle ya da böyle ‘çift’ kutuplu bir dünya vardı”) sahip çevreler açısından dersler çıkartılması gereken bir örnektir.

Devamını Oku

Kölelik Yasasını Tanımayalım, Örgütlenelim!

11.05.2016 | Berna IRMAK
Özel istihdam büroları Avrupa’da son on yıldır yaşanan ve olumsuz sonuçları görülen bir gerçek. Ken Loach’un İşte Özgür Dünya filminde de özel istihdam bürolarının aslında köle pazarı anlamına geldiği çok güzel anlatılıyordu. Şimdi aynı film Türkiye işçi sınıfı için de çekilmeye çalışılıyor. Bir yandan bu yasayı çıkaran hükümet diğer yandan kamu spotları yoluyla yine Avrupa’nın son on yıldır gündeminde olan bir kavramı Türkiye’ye sokmaya çalışıyor: Güvenceli esneklik. Gece yarısı yayınlanan spotlarda esneklik bir tercih gibi gösterilirken, karşılığında güvence verildiği iddia ediliyor. Oysa hepimiz biliyoruz ki, kendi belirlediğin koşullarda çalışamadığın sürece, ki kapitalizmde bu imkânsızdır, esneklik güvencesizlikle eşanlamlı bir kelimedir.

Devamını Oku

BROŞÜRLERİMİZ Broşürlerimizin PDF versiyonlarını buradan indirebilirsiniz.