12 Eylül’ün Tamamlayıcı Parçası Olarak 15 Temmuz Kuşağı

22.09.2016 | Vedat AKIN
Geçtiğimiz günlerde, belki de dikkatlerden kaçan ama izlendiğinde bugünümüzü ve yarınımızı acılar içinde sorgulatan bir video dolaştı sosyal medyada. Video 1980 Türkiye’sinde geçiyor ve çekimin çeşitli anlarıyla o günün insanlarını bugüne taşıyor. Diğer yandan video, 12 Eylül Türkiye’si ile 15 Temmuz Türkiye’si arasında mühim bir fark olduğunu gösteriyor. Bu farkı derin analizlere gerek kalmaksızın gösteren bir örnek olarak: 12 Eylül Türkiye’sinde (daha doğrusu 12 Eylül öncesindeki sınıf mücadelesinden miras ya da arta kalan Türkiye’de) ayakkabı boyacıları sinemaya gidiyor, kitap okuyor… 15 Temmuz Türkiye’sinde (yani YÖK’ün ve İmam-Hatiplerin bir karabasan gibi eğitimin üzerine çökmesiyle yaratılan süreçte) ise bir rektör, “gelecek için cahil nesil lazım” diyor; olanca gericiliğiyle bir imam, “Bizi okumuşların şerrinden koru” diyor; öğretmenler kovuluyor ve dövülüyor.

Devamını Oku

Kadına Şiddet ve “Uygunluk”

22.09.2016 | Militanlarımızdan
Bıkmadan, usanmadan zikredeceğiz adını: Özgecan! Minibüse tek başına binmişti Özgecan. “Binmeseydi“. Dahası var! Minibüse “o saatte“ binmişti Özgecan. “O saatte orada ne işi vardı?“ Belki de erkek arkadaşıydı buluştuğu kişi. “O zaman müstahaktı.“ Bir buçuk sene sonrası. Bir hemşire. Toplu taşıma aracına biniyor. Toplu taşıma aracındaki orta yaşlı bir erkek tarafından “etek tahrik ettiği için“ tekmeleniyor. Siyasal İslamcıların istedikleri algıyı çoktan yarattıklarının kanıtı olan bu olayla birlikte toplu taşıma aracında “tek başına“ olan ve öldürülen Özgecan’dan sonra, “kalabalık“ bir toplu taşıma aracında şiddet gören Ayşegül Terzi, kâtil devletin erkek egemen toplumuna, “farklılıklara” şiddet uygulamayı meşru kıldığının somut örneği oluyor.

Devamını Oku

Vedat Türkali’ye Saygı: O Sokaklardan Geçeceğiz Zafer Şarkılarımızla

02.09.2016 | Vedat AKIN

Vedat Türkali yalnızca büyük bir sanatçı değil, aynı zamanda bir komünistti. Öyle de uğurlandı. Onun için kortej halinde binler yürüdü. Polisle kavga edildi, gaz yendi. Ama aynı onun gibi hiç pes edilmedi. Sloganlar hiç susmadı, sıkılı yumruklar hiç inmedi. Kendi uğurlanışını görebilse, tabutunda o yeşil örtüyü ve imamın “O’nun iyi bir Müslüman olduğuna şahitlik ediyor musunuz?” şeklindeki helallik alma ritüelini istemezdi. Son yıllarında en çok da barış gelsin (aslında oğlunun isminin Barış olması bu isteğinin son yıllara özgü olmadığının bir işareti de olabilir) isterdi. Barış gelmedi ama onu Dünya Barış Günü’nde uğurladık. Bu kadar rezilliğin, pespayeliğin ve ölümün sisi ardından doğruyu, bilimsel olanı ve edebi güzelliği hatırlatan çok az insan kaldı. Kalanlar olarak başımız sağ olsun! Ebediyen zihnimize mukayyet olacak eserleri yaratanlara da selam olsun!

Devamını Oku

Bir Çocuktan Katil Yaratan Karanlık: “Dinî Eğitim”

25.08.2016 | Harun YILMAZ
Bugün bu ülkede “sübyan okulları” adı altında, üç yaşındaki çocukların zihinlerini köreltip çocuk istismarının daniskasını yapan resmî kurumlar var. Belediyelerden çocukların, hattâ bebeklerin servis servis taşındığı bu yerlerde küçücük çocukların beyinlerinin İslamcı zırvalıklarla (“cihad”, “çocuk gelin”, “cinler”) yıkandığını görmemiz gerekiyor. Bunun haricinde sözde “Kuran kursu”, cemaat/tarikat okulları vb. sayısız oluşum dışında, yereldeki birçok cami ve evler de aynı amaca hizmet etmektedir. İlköğretim yaşına gelene kadar çocukların çoktan çocuk olmaktan çıkarıldığı bir ülkede yaşıyoruz ve bunun sebebi de “dinî eğitim” denen çocuk istismarı. Dolayısıyla mesele sadece dışımızdaki İslamcı tehdit değildir. Ülke içinde de “cihadcı” yetiştirilmektedir ve elbette çok küçük yaşlardan itibaren.

Devamını Oku

Zorunlu Bireysel Emeklilik Dayatmasını Kabul Etmeyelim!

15.08.2016 | Berna IRMAK
AKP hükümetinin ve sermayenin amacı açıktır. Bir kez daha işçi sınıfı üzerinden kendine kaynak yaratmaya çalışmaktadır; hükümet, açıklamalarında yasa gerekçesi olarak 10 yılda 100 milyar kaynak yaratmayı sıraladı bile! Bu yolla hem uzun vadede patronların üzerindeki emeklilik prim yükünü ortadan kaldırmayı hem de biz işçi ve emekçileri sigorta şirketleri eliyle daha fazla kontrol altında tutmayı planlamaktadır. Tam da bu nedenle bu yasayı kabul etmemek ve zorunlu emeklilik dayatmasına karşı örgütlenmek zorundayız. Onların hayalindeki dünya belli: Kiralık işçi büroları yoluyla güvencesizleştirilmiş, kıdem tazminatının fona devredilmesi yoluyla çalışmaya mahkûm edilmiş ve zorunlu emeklilik dayatması ile sigorta şirketlerinin portföy hesaplarının parçası haline getirilmiş bir işçi sınıfı. EMEKLİLİK HAKKINA SALDIRI İÇİN KAPI ARALANIYOR! Zorunlu Bireysel Emeklilik Dayatmasını Kabul Etmeyelim! Gelin bu dayatmalara izin vermeyelim, güvenceli bir iş ve gelecek için örgütlenelim!

Devamını Oku

“Nöbete Devam”: Faşist Seferberlik ve İslamcılık

04.08.2016 | Harun YILMAZ
Bu zamana kadar, İslamcı tabanın geniş kitleler halinde sokağa inemeyeceğini, devleti karşısına aldığında yahut devleti arkasında görmediğinde eyleme girişmeyeceğini savunduk. Bunun sebebi de gelenektir. Türkiye’de İslamcılığın diğer birçok ülkedekinin aksine bir yeraltı mücadele geleneği yoktur. Bizde İslamcılar her zaman iktidar tarafından korunup kollanmış, kendi küçük dükkânlarını büyütüp para biriktirmenin derdine düşmüş, ancak bundan sonra ve buna paralel olarak “dava”ya iltihak etmişlerdir. AKP medyası eliyle başlatılan ve sözde muhalif gazetecilerin desteğiyle büyütülen kampanya sonucunda, AKP kitlesi gerçekten de darbeyi çıplak elleriyle durdurduğuna inandı. Bir sonraki darbe girişiminde, evelallah, darbeyi durdurmak için sokağa fırlamaya hazır, hattâ teşne bir güruh oluştu. AKP bu darbeyle kitlesini seferber etmeyi başarmış, Saraçhane eylemlerindekinden farklı olarak kitle ya da en azından kitlenin önemli bir kesimi bu kez sokağı sevmiştir. İşte AKP diktatörlüğünün kitle seferberliğiyle birleşmesi faşizm alametidir!

Devamını Oku

Darbe Süreci Bir Eksen Kaymasının Başlangıcı mı?

26.07.2016 | Sinan KARASU
Tüm bunlar Türkiye’nin bir eksen kayması içinde olduğunu mu gösteriyor? Kritik soru şu: ABD ve genel olarak Batı emperyalizmi Tayyip’ten desteğini çekti mi çekmedi mi? Kokteyl darbeye ABD’nin verdiği aleni ya da zımni destekten hareketle Tayyip “bundan böyle Batı’dan bana ekmek çıkmayacak ve ben de yüzümü Rusya’ya, Şangay Beşlisi’ne çevirmeliyim” sonucu çıkardı mı çıkarmadı mı? Geride kalan on günün sonunda ilk izlenim Tayyip’in ABD-AB’den umudunu kestiği ve Avrasyacılığa meylettiği yönünde. Zaten ulusalcı ortaklarının düşleri hep bu çizgide olduğundan; Tayyip’in idam tartışmasını bugün bile sürdürüyor olması, NATO’dan çıkma ihtimalini dillendirmesi, Türkiye’nin uzun zamandır Körfez sermayesiyle iyi ilişkileri vb. gibi etkenler bir araya geldiğinde Türkiye’nin yüzünü artık “Doğu’ya” çevirecek olmasından bahsedilebilir. Her halükarda, şu an Rusya’yla ilişkiler birkaç ay önce düşünülemeyecek kadar iyi, daha doğrusu Tayyip’in tamamen biat etmesi sonucu sorunlardan temizlenmiş durumda.

Devamını Oku

15 Temmuz İslamcı Kokteyli: İki Darbe Tek Diktatörlük

19.07.2016 | Sinan KARASU
Tüm bunlar, darbenin ortak iş (“İslamcı kokteyli”) olduğunu gösteriyor. Erdoğan darbe gecesi ilk beyanında, “Bu hareket Allah’ın bize büyük lütfu. TSK içindeki hainleri temizleyeceğiz” diyerek kendini ele vermiş oldu. Ortada bir darbe var, bu darbenin iyi planlanmadığını söylemek yerine; Tayyip’in ağzından kaçırdığı gibi, mağdur rolüne yatıp baskıyı artırmak için Tayyip ve çevresi tarafından teşvik edildiğini ya da önünün açıldığını söylemek gerekir. Tayyip’in ciddi bir askerî darbeyle karşı karşıya kalmış bir mağdur rolüne yatabilmek adına, Gülenciler içindeki adamları aracılığıyla darbeyi yönlendirdiği anlaşılıyor. Gülenciler ve diğerleri darbe yapmaya giderken ikinci bir darbeyle karşılaşmıştır. Amaç belli ki muhalefeti de darbeye destek için sokağa çekip askerî üstünlüğe sahipken kıyım yapmak ya da akabinde “darbeye destek veren partiler” olarak gösterip kapatmaktı; fakat en azından bu kısımda aradığını bulamadı. Keza bir olasılık olarak IŞİD etkeninden de bahsedebiliriz.

Devamını Oku

Stalinizm ve Tarihsel Materyalizm

31.05.2016 | Harun YILMAZ
Stalinist anlayışa göre, toplumlar bir beşli şemayı takip etmişti: Sınıfsız toplum, köleci toplum, feodal toplum, kapitalizm ve sosyalizm. Doğa sıçrama nedir, geri düşüş nedir, sapma nedir bilmezdi. Hepsinden önemlisi, dünya tarihi birörnekti ve dahası her yerde aynı modeli izlediğine göre, kapitalizmden önce de dünya tarihi (evrensel tarih) diye bir şey vardı. Elbette burada teori kılıfına uydurulmuştu: SSCB’deki bürokrasinin egemenliğinin sosyalizm (“tek ülkede sosyalizm”) olduğunu yutturmaya çalışmak için bu şemadan medet umuluyordu. Tarihte hiç sapma olmadığına, dümdüz bir çizgi izlendiğine göre, kapitalizmden sonra gelen de mutlaka sosyalizmdi, demek ki Rusya’da 1930’larda var olan rejim de sosyalizmdi! Bu mantığın olgusal açıdan doğru olup olmadığı bir tarafa (ki değildi), en azından Marksizmi inkâr ettiği açıktır.

Devamını Oku

Balçınlar Maden Direnişi: Yaşamak İçin Ölmek Zorunda Değiliz!

31.05.2016 | Güven YALÇIN
Balçınlar maden direnişi hem sınıf mücadelesinin ülkede bulunduğu durumu, hem de işçi sınıfının en doğal hakları olan maaşlarını almak için ölesiye direnişe hazır olduğunu ve yılmadığını göstermesi bakımından büyük önem taşıyor. Hem Ermenek gibi aynı işkolunda hem de Avcılar, Avon, Kastaş gibi diğer işkollarındaki işçilerin direnişte olması, burjuvazinin saldırılarına karşı, henüz birleşik bir biçimde olmasa bile, işçi sınıfının sessiz kalmadığını ve kalmayacağını gösteriyor. Erdoğan diktatörlüğünün onayıyla patronların sistemli, birleşik saldırılarına; işçi sınıfının birleşik, örgütlü tepkisiyle cevap vermek için safları sıklaştırmalı ve sınıfımızın gücünü kendimize, dosta ve düşmana göstermeliyiz. Yaşamak için ölmek zorunda değiliz!

Devamını Oku

BROŞÜRLERİMİZ Broşürlerimizin PDF versiyonlarını buradan indirebilirsiniz.