Çekin Sapık Ellerinizi Çocukların Üstünden!

20.11.2016 | Güven YALÇIN

Sormak gerekiyor bu İslamcı sapıklara: Çok küçük yaşta, dolayısıyla rıza beyanında bile bulunamayacak bir bilinç durumunda (ufacık bir çocuğun evlilikle, cinsellikle ilgili nasıl bir fikri olabilir?), kız çocuklarını aile zoruyla, üstelik bu adiliği “çocuk gelin” yaftasıyla şirinleştirmeye çalışarak evlendirmek, tecavüze izin vermek değil de nedir? “Küçüğün rızası” diye bir şey olmaz, çekin sapık ellerinizi çocukların üstünden! Katillerin, hırsızların, kadın ve çocuk düşmanlarının bakanı Bozdağ, yüzü bir saniye olsun kızarmadan şunları nasıl yazabiliyor: “Cebir, tehdit, hile ve iradeyi sakatlayan başka bir nedenle cinsel istismar suçunu işleyenler (tecavüzcüler), bu düzenlemeden yararlanamaz.” Soruyoruz: Hangi “çocuk gelin” evliliği, “cebir, tehdit, hile ve iradeyi sakatlayan başka bir neden”le yapılmıyor? “Adam seviyorsa iş değişir” mi yani? Ne rezil mahluklarsınız siz! “Ama adam seviyormuş” diye bir şey olmaz, çekin sapık ellerinizi çocukların üstünden!

Devamını Oku

6 Milyonu Tutukladılar

05.11.2016 | Vedat AKIN
4 Kasım itibariyle ülkenin %11’lik bir kesimi, yani yaklaşık 6 milyon kişi, siyasi bir cinayete kurban gitmiş durumdadır. Bu siyasi soykırımın altında elbette Erdoğan diktatörlüğü kalacaktır. İç savaş artık kapıdadır. İslam Devleti (IŞİD) iç savaşın neferi olacağına dair bir açıklama yapmışken bu olasılık daha da artmış oldu. Bu cephede sadece Erdoğan ve İslam Devleti yok; MHP-Sözcü-Doğu Perinçek-Metin Feyzioğlu vb. cabası. Peki, diğer cephe ne olacak? Bugün esas soru budur. Bizim niyetlerimizden bağımsız olarak bir iç savaşa gidiyoruz. Bunu biz seçmedik, bugün böyle bir savaşı istemiyoruz da; ama gerçek budur ve gerçekle soğukkanlı bir şekilde yüzleşmek zorundayız.

Devamını Oku

Marksizm ve Cumhuriyet

29.10.2016 | Harun YILMAZ
Cumhuriyet kapitalizm çağına özgü bir yönetim biçimidir ve emekçi kitleleri siyasi yaşamdan dışlayan kapitalizm-öncesi sistemlerden farklı olarak onların siyasi yaşamda belli derecelerde aktif rol alma haklarını tanımasıyla temayüz eder. Başka (ama yanlış) bir deyişle, cumhuriyet, halkın kendi kendini yönetimini kıstas alan ve bunu kendine özgü araçlarla, her şeyden önce de seçimler ve kapsamı dönemden döneme değişen demokratik haklarla yapan rejimdir. Cumhuriyet için “halkın kendi kendini yönetimi” nitelendirmesi, kabaca söylersek, yirminci yüzyıldan önce yanlış değildi, çünkü henüz halkın kendi kendini gerçek yönetiminin sovyet ya da komün gibi yerellere özerklikle merkeziyetçiliğin harikulade bir bileşimi olan sınıfsal öz-örgütlerle olabileceğini gösteren somut gerçeklik ortaya çıkmamıştı. Oysa bugün bir yandan “halkın kendini yönetmesi öyle olmaz, böyle olur” dedirtecek tarihsel örnekler vardır, diğer yandan kapitalizme özgü mekanizmanın (seçim sandığı ve denetlenemeyen meclis) tam bir aldatmaca olduğu görülmüştür.

Devamını Oku

Ankara Katliamının Birinci Yılı: Katiller İktidarda

10.10.2016 | Vedat AKIN

Tayyip ülkenin bir tarafının barış çığlıklarını polisine askerine insan öldürme icazeti verip kana boğarken diğer tarafını da canlı bombalarla, OHAL uygulamalarıyla terbiye etmeye, susturmaya ve tabiri caizse kul köle etmeye çalışıyor. Bizler ise 10 Ekim katliamında sonsuzluğa uğurladığımız Diclemizin direngenliğiyle, barışa olan özlemiyle ve güzel günlere olan inancıyla soluk alıp vermeye devam ediyoruz. 10 Ekim’le ilgili neler olup bittiğine çarpıcı gelişmelerin kısa bir özetiyle bakalım.

Devamını Oku

12 Eylül’ün Tamamlayıcı Parçası Olarak 15 Temmuz Kuşağı

22.09.2016 | Vedat AKIN
Geçtiğimiz günlerde, belki de dikkatlerden kaçan ama izlendiğinde bugünümüzü ve yarınımızı acılar içinde sorgulatan bir video dolaştı sosyal medyada. Video 1980 Türkiye’sinde geçiyor ve çekimin çeşitli anlarıyla o günün insanlarını bugüne taşıyor. Diğer yandan video, 12 Eylül Türkiye’si ile 15 Temmuz Türkiye’si arasında mühim bir fark olduğunu gösteriyor. Bu farkı derin analizlere gerek kalmaksızın gösteren bir örnek olarak: 12 Eylül Türkiye’sinde (daha doğrusu 12 Eylül öncesindeki sınıf mücadelesinden miras ya da arta kalan Türkiye’de) ayakkabı boyacıları sinemaya gidiyor, kitap okuyor… 15 Temmuz Türkiye’sinde (yani YÖK’ün ve İmam-Hatiplerin bir karabasan gibi eğitimin üzerine çökmesiyle yaratılan süreçte) ise bir rektör, “gelecek için cahil nesil lazım” diyor; olanca gericiliğiyle bir imam, “Bizi okumuşların şerrinden koru” diyor; öğretmenler kovuluyor ve dövülüyor.

Devamını Oku

Kadına Şiddet ve “Uygunluk”

22.09.2016 | Militanlarımızdan
Bıkmadan, usanmadan zikredeceğiz adını: Özgecan! Minibüse tek başına binmişti Özgecan. “Binmeseydi“. Dahası var! Minibüse “o saatte“ binmişti Özgecan. “O saatte orada ne işi vardı?“ Belki de erkek arkadaşıydı buluştuğu kişi. “O zaman müstahaktı.“ Bir buçuk sene sonrası. Bir hemşire. Toplu taşıma aracına biniyor. Toplu taşıma aracındaki orta yaşlı bir erkek tarafından “etek tahrik ettiği için“ tekmeleniyor. Siyasal İslamcıların istedikleri algıyı çoktan yarattıklarının kanıtı olan bu olayla birlikte toplu taşıma aracında “tek başına“ olan ve öldürülen Özgecan’dan sonra, “kalabalık“ bir toplu taşıma aracında şiddet gören Ayşegül Terzi, kâtil devletin erkek egemen toplumuna, “farklılıklara” şiddet uygulamayı meşru kıldığının somut örneği oluyor.

Devamını Oku

Vedat Türkali’ye Saygı: O Sokaklardan Geçeceğiz Zafer Şarkılarımızla

02.09.2016 | Vedat AKIN

Vedat Türkali yalnızca büyük bir sanatçı değil, aynı zamanda bir komünistti. Öyle de uğurlandı. Onun için kortej halinde binler yürüdü. Polisle kavga edildi, gaz yendi. Ama aynı onun gibi hiç pes edilmedi. Sloganlar hiç susmadı, sıkılı yumruklar hiç inmedi. Kendi uğurlanışını görebilse, tabutunda o yeşil örtüyü ve imamın “O’nun iyi bir Müslüman olduğuna şahitlik ediyor musunuz?” şeklindeki helallik alma ritüelini istemezdi. Son yıllarında en çok da barış gelsin (aslında oğlunun isminin Barış olması bu isteğinin son yıllara özgü olmadığının bir işareti de olabilir) isterdi. Barış gelmedi ama onu Dünya Barış Günü’nde uğurladık. Bu kadar rezilliğin, pespayeliğin ve ölümün sisi ardından doğruyu, bilimsel olanı ve edebi güzelliği hatırlatan çok az insan kaldı. Kalanlar olarak başımız sağ olsun! Ebediyen zihnimize mukayyet olacak eserleri yaratanlara da selam olsun!

Devamını Oku

Bir Çocuktan Katil Yaratan Karanlık: “Dinî Eğitim”

25.08.2016 | Harun YILMAZ
Bugün bu ülkede “sübyan okulları” adı altında, üç yaşındaki çocukların zihinlerini köreltip çocuk istismarının daniskasını yapan resmî kurumlar var. Belediyelerden çocukların, hattâ bebeklerin servis servis taşındığı bu yerlerde küçücük çocukların beyinlerinin İslamcı zırvalıklarla (“cihad”, “çocuk gelin”, “cinler”) yıkandığını görmemiz gerekiyor. Bunun haricinde sözde “Kuran kursu”, cemaat/tarikat okulları vb. sayısız oluşum dışında, yereldeki birçok cami ve evler de aynı amaca hizmet etmektedir. İlköğretim yaşına gelene kadar çocukların çoktan çocuk olmaktan çıkarıldığı bir ülkede yaşıyoruz ve bunun sebebi de “dinî eğitim” denen çocuk istismarı. Dolayısıyla mesele sadece dışımızdaki İslamcı tehdit değildir. Ülke içinde de “cihadcı” yetiştirilmektedir ve elbette çok küçük yaşlardan itibaren.

Devamını Oku

Zorunlu Bireysel Emeklilik Dayatmasını Kabul Etmeyelim!

15.08.2016 | Berna IRMAK
AKP hükümetinin ve sermayenin amacı açıktır. Bir kez daha işçi sınıfı üzerinden kendine kaynak yaratmaya çalışmaktadır; hükümet, açıklamalarında yasa gerekçesi olarak 10 yılda 100 milyar kaynak yaratmayı sıraladı bile! Bu yolla hem uzun vadede patronların üzerindeki emeklilik prim yükünü ortadan kaldırmayı hem de biz işçi ve emekçileri sigorta şirketleri eliyle daha fazla kontrol altında tutmayı planlamaktadır. Tam da bu nedenle bu yasayı kabul etmemek ve zorunlu emeklilik dayatmasına karşı örgütlenmek zorundayız. Onların hayalindeki dünya belli: Kiralık işçi büroları yoluyla güvencesizleştirilmiş, kıdem tazminatının fona devredilmesi yoluyla çalışmaya mahkûm edilmiş ve zorunlu emeklilik dayatması ile sigorta şirketlerinin portföy hesaplarının parçası haline getirilmiş bir işçi sınıfı. EMEKLİLİK HAKKINA SALDIRI İÇİN KAPI ARALANIYOR! Zorunlu Bireysel Emeklilik Dayatmasını Kabul Etmeyelim! Gelin bu dayatmalara izin vermeyelim, güvenceli bir iş ve gelecek için örgütlenelim!

Devamını Oku

“Nöbete Devam”: Faşist Seferberlik ve İslamcılık

04.08.2016 | Harun YILMAZ
Bu zamana kadar, İslamcı tabanın geniş kitleler halinde sokağa inemeyeceğini, devleti karşısına aldığında yahut devleti arkasında görmediğinde eyleme girişmeyeceğini savunduk. Bunun sebebi de gelenektir. Türkiye’de İslamcılığın diğer birçok ülkedekinin aksine bir yeraltı mücadele geleneği yoktur. Bizde İslamcılar her zaman iktidar tarafından korunup kollanmış, kendi küçük dükkânlarını büyütüp para biriktirmenin derdine düşmüş, ancak bundan sonra ve buna paralel olarak “dava”ya iltihak etmişlerdir. AKP medyası eliyle başlatılan ve sözde muhalif gazetecilerin desteğiyle büyütülen kampanya sonucunda, AKP kitlesi gerçekten de darbeyi çıplak elleriyle durdurduğuna inandı. Bir sonraki darbe girişiminde, evelallah, darbeyi durdurmak için sokağa fırlamaya hazır, hattâ teşne bir güruh oluştu. AKP bu darbeyle kitlesini seferber etmeyi başarmış, Saraçhane eylemlerindekinden farklı olarak kitle ya da en azından kitlenin önemli bir kesimi bu kez sokağı sevmiştir. İşte AKP diktatörlüğünün kitle seferberliğiyle birleşmesi faşizm alametidir!

Devamını Oku

BROŞÜRLERİMİZ Broşürlerimizin PDF versiyonlarını buradan indirebilirsiniz.